Yenilenebilir enerji, dünyanın kirli, tehlikeli ve pahalı nükleer reaktörleri için uygulanabilir bir seçenek. 

11 Mart 2011'de Fukuşima'da yaşanan nükleer felaket, nükleer felaketlerin geçmişten günümüze gelen tehlikelerini yeniden gözler önüne serdi. Fukuşima'da yaşananlar dünyanın geri kalanı için son bir uyarı niteliğindeydi.  

Neden yenilenebilir enerji?

Geçtiğimiz on yılda, kurulumu yeni yapılan yenilenebilir enerji kapasitesi, özellikle de rüzgâr ve güneş fotovoltaikleri yeni kurulan nükleer enerji tesislerinin kapasitesinden çok daha fazla. Aslında, nükleer enerji tesisleri serisinin toplam kapasitesi sürekli olarak düşüş gösteriyor. Örneğin, Avrupa Topluluğu'nda, kurulumu yapılan nükleer reaktör kapasitesinin 6000 megawatt'ı 2011 yılı içinde kullanımdan kalktı ve elektrik şebekesine yalnızca 311 MW'lık bir kapasite eklendi. Aynı dönemde şebekeye bağlanan rüzgâr ve güneş enerjisi kapasitesi ise 30.000 MW'nin üzerinde. Greenpeace'in Küresel Enerji [D]evrimi raporu, yenilenebilir enerjinin 2020'ye kadar küresel enerji talebinin %38'ini ve 2050'ye kadar %95'ini karşılayabileceğini gösteriyor. 

Yenilenebilir enerjiler, son 25 yılda benzersiz bir yükseliş yaşadı. Rüzgâr enerjisi, kurulum masraflarının az olması, yakıt masrafı olmaması bir yıldan kısa olan yapım süresi sayesinde en ekonomik yeni enerji tesisi teknolojisi. (Bir nükleer tesisin kurulumu ise 10 yıldan fazla sürüyor.) Yenilenebilir enerjiler, nükleerin yerini almalarının yanında, fosil yakıt kullanımının azalmasını da sağlayarak, iklim değişikliği ile mücadeleye çok büyük bir katkıda bulunabilir. Yenilenebilir enerjilere yönelmek, elektrik ve ısıtma amaçlı fosil yakıt kullanımını 2050'ye dek %90 azalmasını sağlayabilir. Ulaşım amaçlı fosil yakıt kullanımı ise, yenilenebilirler sayesinde şu anki %98'lik orandan % 30'a çekilebilir. 

Ülkeler, yenilenebilir enerji ile doğal ve yerel olarak üretilen enerji kaynakları yaratabilir ve enerji satın alım kaynaklarındaki masrafları azaltabilirler. Yenilenebilir enerjinin yakıt masrafı olmadığından, küresel anlamda yakıt masraflarında 2030 yılına kadar yılda 282 milyar dolar ve 2030'dan 2050'ye kadar yılda 964 milyar dolar tasarruf sağlanabilir. 

Yenilenebilir enerjiler dünyada yükselişte

  • İspanya, 9 Kasım 2009'da elektrik talebinin yarısından fazlasını rüzgâr enerjisiyle sağladı,
  • İspanya'nın rüzgâr enerjisi, 2009 yılında üçüncü en büyük enerji üreticisi olarak kömürün yerini aldı,
  • 2010 yılı boyunca, Çin'de her saat yaklaşık bir rüzgâr türbini inşa edildi 
  • Rüzgâr endüstrisi, 2011 yılında 41.000 MW'ın biraz üzerinde yeni temiz güvenilir rüzgâr enerjisi kurulumu yaparak, geçen senenin sonunda kurulumu yapılan kapasiteyi küresel olarak 238,000 MW'nin üstüne taşıdı.  Bu rakam, yıllık küresel piyasa boyutunda %6'nın biraz üzerinde olan bir artışla, %21'lik bir artış anlamına geliyor. 
  • Bugün, dünya çapında yaklaşık 75 ülke ticari rüzgâr enerjisi kurulumuna sahip ve bunların 22 tanesi şimdiden 1 gigawatt (GW) seviyesini geçti 
  • İlk kez, 2010 yılında, tüm yeni rüzgâr enerjisinin yarısından fazlası, Avrupa ve Kuzey Amerika geleneksel pazarlarının dışındaki pazarlara eklendi,
  • Yeni Zelanda, elektrik ihtiyacının %10'unu jeotermal enerjiden karşılıyor,
  • Portekiz'in elektrik şebekesindeki yenilenebilir enerji oranı sadece beş yıl içinde %15'ten %45'e yükseldi. 

Yenilenebilir enerjiler daha fazla istihdam yaratıyor

Yenilenebilir enerji kaynakları istihdam yaratma konusunda çok geniş bir potansiyele sahip. 

Akkuyu'ya kurulacak 4,8 GWlık (net 4 GW diyelim) nükleer santralin yerine 4 GW güneş paneline teşvik verilse, nükleer santralin –tüm yan hizmetleriyle birlikte istihdam edeceği azami 2500 kişiye karşı 120 bin kişiye iş sağlanıyor!  Yani arada 2500'e karşı 120.000 gibi bir fark var. 

Diğer yenilenebilir enerji kaynaklarında da bu derece yüksek olmamakla birlikte, çok yüksek istihdam mümkün. Mevcut enerji sektörü çalışanların eğitimden geçip yenilenebilirlerde istihdam bulması nispeten kolay, ve kaybolacak her eski teknoloji iş için yenilenebilirlerin 7 yeni iş yarattığı hesaplanıyor. 

Almanya'da son on yılda yenilenebilir enerji sahasında 340 bin yeni iş yaratıldı. Nükleerde ise sadece 30 bin kişi çalışıyor. 

Hesaplara değil, dünyadaki somut uygulamalara bakılırsa, Almanya Çevre Bakanlığı'nın geçen ay yayınladığı raporda açıkladığı son rakamlara göre, tarifeli alım sisteminin uygulamaya girmesinin ardından, son 10 yıl içinde Almanya'da yenilenebilir enerji kaynakları sahasında 340 bin yeni iş yaratıldı. Bunların yaklaşık 65 bini fotovoltaik güneş enerjisi etrafında. Yenilenebilir enerji kaynakları sahasındaki istihdam, 2004-2009 arasında ikiye katlandı. Almanya'da kurulu güç olarak yenilenebilirlerin artık sadece yarısına tekabül eden nükleer sahasında ise topu topu 30 bin kişi çalışıyor.

Nükleer iklim değişikliğine çare mi? 

Nükleer endüstrisi, sık sık nükleer enerjinin iklim değişikliğiyle mücadele için önemli olduğunu iddia eder.  Ancak bu bilgi doğru değil. Greenpeace ve diğer kurumlar tarafından yapılan araştırmalar, nükleer tesis işletmeye devam edilmesinin, yenilenebilir enerjinin elektrik şebekesine entegre olmasının büyük ölçüde önüne geçtiğini gösteriyor. Nükleer aynı zamanda yatırımların da yenilenebilir enerjilerden uzak kalmasına neden oluyor. Oysa iklim değişikliğinin önüne geçmek istiyorsak, yatırımların bir an önce yenilenebilir enerjilere yönelmesi gerekiyor. Yenilenebilir enerjilerin, yukarıda açıklanan, fosil yakıt kullanımını azaltma potansiyeli nedeniyle, iklim değişikliğiyle mücadelede büyük önemi var. 

Nükleerin iklim değişikliği ile mücadelede etkili olabileceği ise tamamen bir mit. Dünyada var olan nükleer reaktörlerin sayısı dörde katlansa bile (ki bu ihtimal dahilinde bir rakam değil) karbon salımlarında en fazla %6 oranında ve 2020'den sonraki bir tarihte bir azalma meydana gelebilir. Ancak uzmanlar, 2020'nin artık bir şeyler yapmak için çok geç olacağını söylüyor.

Nükleer hantal bir teknoloji olmaya devam ediyor.

İkinci olarak, elektrik şebekesindeki değişken taleplere saniyeler içinde yanıt veren modern gaz tribünlerinin aksine, nükleer enerji istasyonları, değişen taleplere yanıt veremezler; bunun yerine talep, nükleer enerjinin işletim modunu takip etmek zorundadır.  Bu da, enerjinin etkin ve verimli kullanımının önüne geçer. Kışın ısınma ihtiyacı olan bütün ülkelerde, nükleer enerjinin kullanımı verimsiz ısıtma sistemlerinin kullanımına neden olur. Örneğin, enerjisinin  %80'ini nükleerden sağlayan Fransa'nın Şubat 2012'de soğuk bir günde toplam 101 GW'lik bir enerji talebi olurken, Fransa'dan 15 milyon daha fazla nüfusu olan Almanya'nın (enerjisinin %20'si nükleerden), aynı soğuk günde sadece 50 GW'ın biraz üstünde bir talebi olmuştur.  (Bunesnetzagentur – Alman Şebeke Makamı – 9 Şubat 2012). 

Nükleer reaktörlerin esnek olmaması, yenilenebilir enerjilerin kullanımını da olumsuz etkiliyor. Teknik ve güvenlik sebepleriyle nükleer tesislerin kolayca kapatılamaması yüzünden, nükleer tesislere elektrik önceliği vermek için rüzgar operatörlerine sık sık jeneratörlerini kapatmaları söyleniyor; bu hem ekonomik, hem de ekolojik bir hata. Sonuç olarak, nükleer enerji, elektrik şebekesindeki alana el koyarak ve rüzgâr operatörlerinin gelirlerini azaltarak yenilenebilir enerji teknolojilerinin gelişmesini engellemiş oluyor.

Yenilenebilir enerji tesisleri, nükleerden çok daha hızlı inşa edilebilir ve güvenlidir. Ayrıca, yenilenebilir enerjiler aynı masrafla, iklim değişikliğine sebep olan karbonun yerini, nükleerin yapabildiğinden kat kat fazla ve çok daha hızlı bir şekilde alabilir.  

Şu anda, Japonya'nın reaktörlerinin %90'ından fazlası devre dışı. Kalanı da Mayıs 2012'den önce devre dışı bırakılabilir. 54 reaktörün sadece üçünün çalıştığını ve elektrik kaynağında çok önemli sorunlar yaşanmadığını göz önüne alırsak, Japonya nükleer enerjisiz ayakta kalacağını göstermiştir.